Uyutulan Kadınlar: William Sargant’ın Karanlık Tedavileri 60 Yıl Sonra Ortaya Çıkıyor
1960’lı yılların Londra’sında, her gün binlerce insanın önünden geçtiği Royal Waterloo Hastanesi’nin beşinci katında, kimsenin bilmediği bir sır saklıydı: Sleep Room (Uyku Odası). Burada çoğunluğu genç kadınlardan oluşan hastalar, aylarca uyutuluyor, aralıklı olarak sadece yemek yedirilmek, yıkanmak ve elektroşok tedavisi (ECT) almak için uyandırılıyordu. Üstelik bu tedavilerin çoğu, hastaların rızası alınmadan uygulanıyordu.

Kurbanların İtirafları: “Hâlâ Kabuslarımda Onu Görüyorum”
Bugün, ünlü oyuncu Celia Imrie, eski model Linda Keith ve pek çok başka kadın, William Sargant‘ın kendilerine uyguladığı bu ağır ve iz bırakmış deneyimlerle yüzleşmeye çalışıyor. İmrIe, “O eski hastanenin yanından geçerken, her zaman içimde derin bir ürperti duyuyorum” diyor. Pek çok eski hasta ise, bu işkenceye varan uygulamaların kendilerine yıllarca anlatılmadan yapıldığını, yıllar sonra fark ettiklerini ifade ediyor.
Psikiyatride Karanlık Bir Sayfa: Deep-Sleep Therapy ve ECT
Sargant’ın yöntemi oldukça sarsıcıydı. Kendisinin deyimiyle, hastaların beyinlerinde bozulmuş davranış kalıpları, uyku ve elektroşok kombinasyonuyla “sıfırlanmalıydı.” Ancak bu müdahaleler, birçok hastanın belleğinde geri dönülemez boşluklara, kimlik sorunlarına ve ömür boyu süren psikolojik travmalara yol açtı. Hatta bazı hastalar, gördükleri şok anlarını; dişlerine yerleştirilen büyük lastiklerle, etrafa yayılan yanık kokusuyla ve çırpınan bedenleriyle bugün bile anımsıyor.
Sargant’ın Kurduğu Saltanat: Güç, İtaat ve Suskunluk
William Sargant, dönemin egemen erkek hekim figürünü temsil ediyordu. Hem meslektaşları hem de hastaları üzerinde adeta tanrısal bir etkiye sahipti. Uzun boyu, asık suratı ve kibirli tavırlarıyla hafızalara kazınmıştı. Hastane koridorlarında asistanları peşinde yürürken herkesin önünde eğildiği bu adam, uyguladığı yöntemlerin yan etkilerini ve etik dışı yanlarını görmezden geliyordu.
Sleep Room Sadece Bir Tedavi Alanı Değildi
Gerçekte, Sleep Room, sadece bir tedavi mekanı değil, adeta genç kadınlar üzerinde toplumsal bir disiplin alanıydı. Sargant, yalnızca ruhsal bozukluğu olanları değil, aynı zamanda “asi” veya “uygunsuz” davranışlar sergilediği düşünülen kızları da bu odaya yatırıyordu. Zengin aileler, kızlarını “terbiye” ettirmek için bu uygulamayı bir fırsat olarak görüyordu.
Belgeler Kayboldu, Gerçekler Karanlıkta
Daha da çarpıcı olan ise, Sargant emekli olurken pek çok hasta kaydını yanında götürdü ya da yok etti. Bu durum, uygulamaların sadece tıbbi değil, deneysel boyut taşıdığı ve bazı hastalar üzerinde izinsiz denemeler yapıldığı iddialarını güçlendirdi.
Tedavi Değil Travma: Tanıkların Yaşadıkları
Celia Imrie, henüz 14 yaşındayken anoreksiya tanısıyla Sleep Room’a yatırıldı. Uzun süreli bilinçsiz yatışlar, yoğun ilaçlar ve ardışık ECT’ler sonucunda, kimlik bunalımları ve sürekli tekrarlayan kabuslarla yaşamını sürdürdü. “O anları her hatırladığımda, koku, ses ve görüntüleriyle beynimde canlanıyor” diyor.
Diğer bir hasta, Mary Thornton, “Tedaviden sonra uyanmak, kim olduğumu bile hatırlamamak tarifsiz bir dehşetti” sözleriyle yaşadıklarını anlatıyor. Linda Keith ise bu travmayı şöyle özetliyor: “Artık kim olduğuma karar veremeyen, ne giyeceğine bile karar veremeyen biriydim.”
Hastaların Çığlığı: Bu Bir Bilim Değildi
Sargant’ın savunduğu “beyni yeniden programlama” yöntemi aslında, bilimsel zemini tartışmalı ve son derece tehlikeli bir deneyden ibaretti. Tedaviye maruz kalan kadınlar, lojman, uyumlu eş, itaatkâr kadın kimliğine dönüştürülmek istendiklerini ve bunun da sistematik olarak uygulandığını ileri sürüyor.
Kapanmamış Hesap: Bugün Hâlâ Birçok Soru Yanıt Bekliyor
Bugün, bu kadınların çoğu 70’li yaşlarında. Ancak, aradan geçen yıllara rağmen, yaşadıkları travmanın izleri silinmiş değil. Kimi hastalar, çocukluk ve gençlik anılarının tamamen yok olduğunu, kimi ise hâlâ kayıp hastane kayıtlarını bulmaya çalıştıklarını söylüyor. Dahası, bazıları bu uygulamaların İngiliz istihbaratı için deneme niteliğinde olduğuna dair iddialar ortaya atıyor.
Ancak kesin olan bir şey var ki, Sleep Room, tıbbın karanlık tarihine işlenmiş bir utanç olarak hafızalardaki yerini koruyor.