Darren Aronofsky İçin Ağıt: Yapay Zekâ Deneyi Sinema Adına Bir Kâbusa Dönüştü

Darren Aronofsky’nin yapay zekâ ile hazırlanan On This Day… 1776 serisi, sinema adına estetik ve etik tartışmaları alevlendirdi.

Bir dönem sinemanın en cesur ve en özgün anlatıcılarından biri olarak kabul edilen Darren Aronofsky, bu kez adını çarpıcı bir başyapıtla değil, yapay zekâ destekli tartışmalı bir projeyle gündeme taşıdı. Black Swan, The Wrestler ve Requiem for a Dream gibi filmlerle izleyicinin ruhuna dokunmayı başaran Aronofsky’nin stüdyosu Primordial Soup imzasını taşıyan çevrim içi mini seri On This Day… 1776, sinema dünyasında hayal kırıklığı yarattı.

Time dergisinin YouTube kanalında yayımlanan seri, Amerikan Bağımsızlık Savaşı’nı kısa bölümler hâlinde anlatmayı hedefliyor. Ancak ortaya çıkan sonuç, birçok eleştirmene göre yenilikçi olmaktan çok, ruhsuz, estetikten yoksun ve rahatsız edici bir yapay zekâ denemesi olarak değerlendiriliyor.

Yapay Zekâ İle Anlatılan Devrim Ama Ruhu Olmayan Sahneler

On This Day… 1776, Amerikan Devrimi’nin simgesel anlarını üç ila dört dakikalık videolarla ekrana getiriyor. Serinin ilk bölümünde George Washington, Prospect Hill’de yeni bir bayrak kaldırarak Kral III. George’a meydan okuyor. Yapımın tanıtım metninde bu an “isyanın kararlılığa dönüştüğü an” olarak tanımlanıyor.

Ancak kullanılan dil, tarihsel derinlikten ziyade yapay zekâ tarafından üretilmiş, klişe ve sloganvari ifadeleri çağrıştırıyor. Devrim gibi insan iradesi ve bedel barındıran bir sürecin, bu kadar yüzeysel anlatılması, serinin daha ilk dakikalarında izleyiciyle bağ kurmasını zorlaştırıyor.

Yüzler Gözler Ve Tekinsiz Vadi Etkisi

Serinin en çok tepki çeken yönü, yapay zekâ ile üretilmiş insan yüzleri. Amerikan Devrimi’nin yaşlı figürleri, donuk bakışlar, sürekli değişen kırışıklık dokuları ve ruhsuz ifadelerle ekrana geliyor. Bu durum, izleyicide güçlü bir tekinsiz vadi hissi yaratıyor.

Özellikle Benjamin Franklin’in tasviri, eleştirmenler tarafından “kâbus gibi” olarak nitelendiriliyor. Yüz hatlarının sahneden sahneye değişmesi, sanki farklı ünlü oyuncuların yüzlerinin üst üste bindirilmiş izlerini taşıyormuş hissi uyandırıyor. Bu da yapay zekânın, gerçek insan yüzlerinden ne ölçüde “esinlendiği” sorusunu yeniden gündeme getiriyor.

İnsan Sesi Var Ama Ne Kadar Süreyle

Seride dikkat çeken bir diğer unsur, karakterlerin hâlâ insan oyuncular tarafından seslendirilmesi. Bu tercih, projenin yapay zekâ vurgusunu bir noktada boşa düşürüyor. Üstelik seslendirmeler, yapımın en ikna edici unsuru olarak öne çıkıyor.

Ancak dudak hareketleri ile seslerin tam olarak örtüşmemesi, izleme deneyimini daha da rahatsız edici hâle getiriyor. Eleştirmenlere göre asıl tedirgin edici olan ise bu durumun geçici olması. Yapay zekâ teknolojisinin hızla geliştiği düşünüldüğünde, yakın gelecekte insan seslendirme sanatçılarının da tamamen devre dışı kalabileceği öngörülüyor.

Sinema Endüstrisi İçin Tehlikeli Bir Eşik Mi

On This Day… 1776, yalnızca estetik bir başarısızlık olarak değil, sinema endüstrisinin geleceği açısından da önemli bir kırılma noktası olarak görülüyor. Yapay zekânın, gerçek oyuncuların yüzlerini çağrıştıran karakterler üretmesi, telif, kişilik hakları ve etik sınırlar açısından ciddi soru işaretleri doğuruyor.

Daha önce bazı oyuncuların, ses ve yüz benzerliği nedeniyle teknoloji şirketlerine karşı hukuki girişimlerde bulunduğu biliniyor. Bu bağlamda Aronofsky’nin projesi, ileride benzer davaların önünü açabilecek bir örnek olarak değerlendiriliyor.

Aronofsky İçin Bir Kariyer Kırılması Mı

Eleştirmenlerin önemli bir kısmı, bu projeyi Darren Aronofsky adına ciddi bir hayal kırıklığı olarak yorumluyor. Bir zamanlar insan psikolojisinin en karanlık köşelerini ustalıkla perdeye taşıyan yönetmenin, bu kez ruhsuz bir yapay zekâ denemesine öncülük etmesi, “yaratıcılığın teknolojiye teslim edilmesi” tartışmasını da alevlendirdi.

Bazı yorumculara göre bu seri, Aronofsky’nin kariyerinde bir uyarı işareti niteliği taşıyor. Hatta bazı eleştiriler, yapımı “bugüne kadar imza attığı en rahatsız edici iş” olarak nitelendiriyor ve Requiem for a Dream’in final sahneleriyle kıyaslıyor.

Sinemanın Geleceği Mi Kendi Sonunu Yazan Bir Deney Mi

On This Day… 1776, yapay zekânın görsel ve anlatısal üretimde geldiği noktayı göstermesi açısından önemli olabilir. Ancak izleyici ve eleştirmenlerin ortak görüşü net: Bu seri, sinemanın geleceğine dair umut vermekten çok, insan dokunuşunun yokluğunda anlatının nasıl çöktüğünü gözler önüne seriyor.

Yapay zekâ ile anlatılan bu “devrim hikâyesi”, ironik biçimde sinema adına bir gerileme manifestosuna dönüşüyor. Ve belki de en acı olan şu: Bu sürecin öncülerinden biri, bir zamanlar insan hikâyelerini en güçlü şekilde anlatan yönetmenlerden biri olan Darren Aronofsky.

Haber Merkezi tarafından yazılan bu haberi beğendiyseniz bunları da beğenebilirsiniz